Doğal
Sabun
Pergamon Zeytinyağı Sabunu zeytinyağında imal edilmiş, başka
hiçbir yabancı madde içermeyen doğal bir temizlik maddesidir.
Doğal zeytinyağı sabunda kullanılan zeytinyağı, sıcak Akdeniz
iklimine özgü zeytin ağaçlarının meyvelerinden elde edilir.
Zeytinyağı sabunu geleneksel kullanımının yanı sıra, doğallığa
önem veren herkesin tercih ettiği bir üründür. Bitkisel yağ bakımından zengin
olan zeytinyağı E, A, D, K vitaminlerini içerir.
Pergamon Zeytinyağı Sabunu, genel vücüt ve yüz temizliğinin
yanısıra cilt rahatsızlıklarında da kullanılabilir.
Banyoda kullanılan zeytinyağı sabunu genel vücut, yüz ve saç
temizliğinde güvenle kullanabileceğiniz doğal bir üründür. Vücut üzerindeki
dinlendirici etkisinin yanısıra sayısız faydaları verdır. Pergamon Zeytinyağı
Sabunu bol köpüğü ve yumuşak yapısı ile mükemmel bir banyo sabunudur. Düzenli
kullanıldığında cildi güzelleştirir, saçları güçlendirir ve göz hastalıklarına
karşı direnç sağlar.
Antiseptik (mikrop öldürücü) özelliği sayesinde yüz ve gövde
derisindeki sivlce, tahriş, egzama, mantar, sedef, pişik, isilik, alerji gibi
cilt rahatsızlıklarında kanıtlanmış yararları vardır. Pergamon Zeytinyağı
Sabunu'nu cilt rahatsızlıklarında olduğu gibi saçlarınızdak sorunlarda da
kullanabilrisiniz. Saç dökülmesi, kepek ve baş derisindeki sivilcelerin
giderilmesinde kullanabilrisiniz.
Ayrıca adale uyuşması, adet sancılarında olumlu etkileri
gözlenmiştir.
Pergamon Zeytinyağı Sabunu el imalatı
olup, rengi ve kokusu doğaldır. Parfüm ve boya maddesi ihtiva etmez. Alerjik
ciltlerde güvenle kullanılabilir. Ürünlerimizde kullanılan zeytinyağı tamamıyla
doğal olduğu için soğuk suda fazla köpürmeyeceğinden sıcak suda kullanılması
tavsiye edilir.
Efsane...
Eski Roma'da hayvanların kurban edildiği SAPO Dağı'nda biriken hayvan kül
ve yağları, yağan yağmurla Tiber nehri'ne karışır. Tiber Nehri'nin sularına
karışan yağ, killi çamur ve küller köpüklü bir karışım oluştururlar. Bu karışım,
bugün kullandığımız sabunun ilk doğal şeklidir ve "SABUN" Tiber Nehrinde adını
bulur.
Gerçek...
İlk sabunun Romalılar tarafından bulunduğuna dair efsanenin aksine, ilk
sabun türü M.Ö. 3000 yıllarında kullanılmaya başlanmış ve sabun tarifleri M.Ö.
2500 yılına ait Sümer Yazıtlarında ortaya çıkmıştır. Bu tariflerde; su içine
katılan odun külünün kaynatılması ve bu sırada içine yağ karıştırılarak yavaş
yavaş eritilmesi ile bir tür sabun elde edildiği anlatılmaktadır. Ancak elde
ettikleri maddenin sabun olarak tanımlanması veya bilinmesi ancak Romalılar
döneminde mümkün olmuştur. Bu da, M.Ö. 1000 yıllarına karşılık gelmektedir.
Pompei'nin kalıntıları arasında bulunan bir sabun imalathanesi ve kalıp
sabunlar, sabunun Romalılara atfedilmesinin en büyük sebeplerinden biridir.
Burada, tabii ki banyo kültürünün Romalılarda başlamış olması ve ilk Roma
hamamının M.Ö. 312 yılında inşa edilmesi de diğer etkenlerden birkaçı. Ancak
sabunun kişisel temizlik için kullanımına M.S. 200 yıllarından itibaren
rastlanmaktadır. Sabun, sabun olmadan önce, süt, kum, bazı yağlar ve çeşitli
bitki yaprakları temizlik amacıyla kullanılmaktaydı.
Hipokrat gibi döneminin önemli fizikçilerden biri olarak gösterilen Galen
(M.S.130-200) sabunu ilk olarak temizlik ve tedavi maksatlarıyla kullanım aracı
olarak tanımladı.
Roma İmparatorluğunun yıkılması ve karanlık çağın başlamasıyla, insan
vücuduyla ilgili her madde gibii, sabun kullanımı da şeytan işi olarak
tanımlandı. Karanlık çağ sonunda kişisel temizliğe yönelik sabun kullanımı
unutulmuştu. Unutulan sabun ile birlikte hastalıklar, salgınlar ve ölüm bütün
Avrupa'yı sardı.
Sabunun tekrar kullanımı 8nci yüzyılda İtalya ve İspanya, ardından 13ncü
yüzyılda Fransa ve sonrasında İngiltere'de ortaya çıktı.
M.S. 1500 yıllarına gelindiğinde Avrupa'da pekçok yerde sabun
üretilmekteydi. Ancak üretilen bu sabunların içindeki maddeler yöresel
farklılıklar göstermekteydi. Örneğin güney Avrupa'da bitkisel yağlar, kuzey
Avrupa'da ise hayvansal yağlar kullanılmaktaydı. Koloni dönemi Amerika'sında
sabunun ana maddesi olan Sodyum Hidroksit muadili maddeler, dibinde delikleri
olan bir fıçı içinde odun külü ve suyun kaıştırılması ile elde ediliyordu. Sabun
için gerekli yağ ise çiftlik hayvanlarından elde ediliyordu.
İlk dönemlerde elde edilen sabun, vücut temizliği için kullanımından
ziyade, çok sert olması nedeniyle daha çok çamaşır temizliği maksadıyla
kullanılmıştır. Sabunun banyo için kullanımı ve üretimi Avrupa'da 18. Yüzyıl,
Amerika'da ise 19. Yüzyılda ortaya çıkmıştır.
Sabunun yaygın olarak kullanılmaya başlanması ile, önce odun külü
ihtiyacı sonucunda ağaç kıyımı da tehlikeli boyutlara ulaşmıştı. Bu dönemde
yapılan araştırmalar 1790 yılında sonuç verdi ve Fransız bilimadamı Nicholas
Leblanc'ın yeni buluşu ile tuz, alkaliye çevrilerek odun külünün yerini aldı.
1791 yılında Alkali patenti Nicholas Leblanc tarafından alındı. 19.Yüzyılın
ortalarına kadar kullanılan bu metod ucuz ve kolay bir yol olmakla birlikte,
ortaya çıkan bazı zararlı kimyasallar çevre kirliliğine neden oluyordu. Daha iyi
bir sabun formülü 1811 yılında Augustin Jean Fresenel tarafından bulundu.
1900'lu yıllara kadar yayılan Fresenel metodu günümüzde de kısmen
kullanılmaktadır. Bu yıllardan itibaren sabun kişisel hijyenin vazgeçilmez
unsuru olarak kabul gördü ve yayıldı.
Günümüzde kullanıldığı şekliye sabun üretimine yönelik ilk kitap, Otto
Tachenius tarafından Hippocrates Chimicus (1666) adlı eserinde anlatılmıştır.
Kendi döneminde kabul görmeyen açıklamaları, Michel Eugene Chevreul tarafından
1816 yılında yapılan çalışmalar sonucunda kanıtlanmıştır.
Şaşırtıcı olmakla birlikte, günümüzde mevcut büyük sabun üreticilerinin
pek çoğu 1800'lü yılların sonunda ortaya çıkan metodlara bağlı üretim
gerçekleştirmektedir. Piyasada mevcut pek çok sabun türünde hayvansal yağlar
kullanılmaktadır. Üzerinde bitkisel olarak belirtilmediği sürece, tüm sabunların
hayvansal yağlardan yapıldığı düşünülebilir.
Kimya alanındaki gelişmeler ve fabrikasyon sürecinde sabunun imaline
yönelik olarak çok yol katedilmiş olmasına rağmen temelde sabun tarifi pek fazla
değişiklik göstermemiştir.
pH (potentia
hidrogenii)
"pH", 'hidrojen iyonları konsantrasyonu' anlamına gelen Latince "potentia
hidrogenii" teriminin kısaltmasıdır. pH değeri, asitlerle bazları ayırdetmek ve
kuvvetlerini ölçmek için bir ölçüdür. Su içeren herşeyin bir pH değeri vardır ve
elektronik aletlerle veya endikatörlerle belirlenebilir. PH skalası, 0'dan 14'e
uzanır ve tam orta değer 7, yani 'nötral'dir. Su, nötr (pH 7) değere sahiptir.
Alkali sabun çözeltileri, baziktir ve pH değeri 7'nin üzerindedir. Bunun
tersi, sirke, laktik asit veya karbonik asit gibi asidik çözeltiler, bu skalada
0 ile 7 arasında değerler alır.
Cilt yüzeyindeki hidrolipid film
tabakası da su içerdiğinden, cildimizin pH değeri de ölçülebilir. 100 yıldır
cildin hafif asidik olduğu bilinir. Modern metodlar cildin ortalama pH değeri
5.5'a sahip olduğunu ortaya çıkarmışlardır. Bu değer, ciltte bulunan asidik
maddeler (ter, sebum ve cilt hücreleri) tarafından üretilmiştir. Cildin asidik
özelliğinin işlevi, "koruyucu asit örtü" terimiyle açıklanmıştır.
Görevi, cildi zararlı mikroorganizmalardan ve çevrenin zararlı etkilerine
karşı korumak, böylece cildi enfeksiyon, alerji, tahriş ve kuruluğa karşı
korumaktır. Buna ek olarak, bozulmamış asit örtüsü doğal deodorant etkisi
gösterir. Vücut kokusuna neden olan, terin içeriğindeki maddelerin bakteriler
tarafından parçalanması engellenir.
Bu
yüzden, cilt bakımı ve temizliğindeki en önemli beklenti koruyucu asit örtüsünün
mutlaka devam ettirilmesidir.
Sabun ve
Yağlar
Sabun yapımında kullanılan yağların cilt tipleriyle uyumuna
yönelik kısa bilgileri burada belirttik. Daha detaylı bilgi almak için
aromaterapi sayfalarımızı ziyaret ediniz...
Hangi
yağ, hangi cilt için uygundur?
Aşağıda belirtilen yağlara ait özellikler genel olarak ifade edilmiştir.
Eğer allerjik bir bünyeye sahipseniz veya aşağıdaki yağlardan herhangi birine
karşı hassasiyetinizi ölçmek istiyorsanız basit bir allerji testi
yaptırabilirsiniz.
Genel
olarak pekçok yağ, masaj sırasında cilde direkt olarak uygulanmaz. Örneğin masaj
için avakado yağı hazırlamak isteniyorsa, avakado yağı %10'u geçmeyecek bir
oranda diğer taşıyıcı bir yağ (zeytinyağı, vb.) ile
karıştırılacaktır.
Avakado : Kuru cilt tipi için uygundur. A, B, D, E vitaminlerini
içerir.
Ayçiçeği yağı : Nemlendirici ve besleyicidir.
Bal : Kuru ciltler için önerilir.
Bergamot : Yağlı ciltler için iyi gelir, Hassas ciltler dikkat
etmelidir.
Biberiye : Derinden temizlik sağlar, mikrop kırıcı özelliği
vardır.
Buğday : Yıpranmış cildi besler. E vitamini açısından zengindir.
A, D vitaminleri, protein ve mineraller içerir.
Gül : Tüm cilt tipleri için uygundur. Yumuşatıcı ve
rahatlatıcıdır.
Havuç : Tüm cilt tipi için uygundur. Özellikle yüz temizliği için
idealdir. Beta-Carotene, A, B, C, D, E vitamini açısından zengindir.
Hindistancevizi : Cildi besler.
Hint yağı : Cildi besler.
Jojoba : Tüm cilt tipleri için uygundur. A vitamini açısından
zengindir.
Kayısı : Tüm cilt tipleri için uygundur. Özellikle yüz temizliği
için idealdir. Akneleri temizler. A vitamini ve mineraller içerir.
Keten yağı : Yüz bakımında parlatıcı olarak kullanılır.
Kil : Ölü derileri temizler.
Lavanta : Hassas veya yağlı ciltler için uygundur. Akne
tedavisinde kullanılır.
Limon : Yağlı ciltler için uygundur. Hassas ciltler dikkat
etmelidir.
Menekşe : Hafif mikrop kırıcıdır. Hassas ciltler dikkat
etmelidir.
Mısır Yağı : Yüksek miktarda E vitamini içerir.
Nane : Hassas ciltler dikkat etmelidir.
Papatya : Hassas ciltler için uygundur. Yumaşatıcı ve
rahatlatıcıdır. Akne tedavisinde kullanılır.
Portakal : Kuru cildi besler, çok iyi bir cilt toniğidir. Kokusu
ferahlatıcıdır.
Susam yağı : Cildi besler. E vitamini, protein, mineral ve amino
asitler içerir.
Tarçın : Hassas ciltler dikkatli kullanmalıdır.
Tatlı Badem : Tüm cilt tipleri için uygundur. Protein, vitamin ve
mineraller açısından zengindir.
Yasemin : Kuru ciltler için uygundur.
Zencefil : Hassas ciltler dikkatli kullanmalıdır.
Zeytinyağı : Cildi besler, nemlendirir.
|